06 Nisan 2026
  • İstanbul19°C
  • Ankara17°C

Kendimizi Kaybetmeyelim

Mesleğe yönelik olarak dönemin gereksinimlerine ve biraz da modasına uygun olarak değişen; “nakliyeci, taşımacı, transportçu” gibi tanımlamalar, kullanıldığı dönemin ruhunu yansıtıyor.

Kendimizi Kaybetmeyelim

06 Nisan 2026 Pazartesi 14:15

Şirket sözleşmelerinden tabelalara, araçların gövdelerinden personelin giysilerine kadar yazılan, çizilen ve işlenen bu tanımlar, neredeyse kuruluşların soyadı gibi duruyor. Günümüzde en geçerli sektörel soyadı “lojistik” oldu.

Lojistiğin en önemli bir ayağını oluşturan taşımacılık sektörü zaman içinde büyük bir gelişim sergiledi. Bir yandan lojistiğin farklı dallarında uzmanlaşan şirketler kurulup çoğalırken, diğer yandan taşımacılık şirketleri hizmetlerini çeşitlendirerek, lojistiğin pek çok alanında hizmet vermeye başladı.

Türev bir iş kolu olarak değerlendirilse de lojistik; üretim ve genel ticaret faaliyetleri açısından tavuk yumurta ilişkisi kadar zorunlu bir etkileşime sahip. Askeri kökenli bir terim olan lojistiğin hayata dair hem askeri hem sivil olsun; güvenlik, ekonomi, sosyal hayat, üretim, ticaret alanındaki tüm yansımalarını, Hürmüz bağlamında canlı canlı yaşıyoruz.

Hayatın her alanını etkileyen savaşlardan taşımacılık hele de uluslararası taşımacılığın etkilenmemesi düşünülemez. Nitekim İran-Irak savaşı, Türkiye’nin uluslararası karayolu taşımacılığında çığır açtı. Limanlara gelen konteynerler, dökme ya da sıvı yükler, kerestesinden muhtelif ekipmanlara kadar gemiler dolusu yük, ağırlıklı olarak kamyonlarla bu ülkelere taşındı. Avrupa-Ortadoğu arasındaki yüklerin transit olarak taşınması da büyük rekabet ortamında yapıldı. Bu yükler de başta Türk plakalı treylerler olmak üzere Avusturya, Macaristan, Yugoslavya, Romen ve Bulgar plakalı araçlar ile taşındı. Bu ikinci dönem, sektörde büyük bir sıçrama yaratan özel bir dönemdi.

Uluslararası karayolu taşımacılığında birinci dönemi; Umumi Mağazalar ve komşu ülkelere sebze meyve satışını gerçekleştirmek için devlet eliyle kurulan Frintaş ile başlatabiliriz. Taşımacılık firmaları devlet garantisiyle ithal edilen ısı kontrollü (Frigorifik) araçlara yatırım yapmak üzere teşvik edilmiştir.  Medya kayıtları açısından yetersiz bir dönem olan bu yıllara, öğrenme dönemi diyebiliriz.

İran-Irak Savaşı ile birlikte sektör hızlı bir büyüme yaşadığı ikinci dönemine girmiş ve bu dönem 1991 yılında Doğu Bloku’nun yıkılış sürecinde de devam etmiştir. Bulgaristan ile yaşanan geçiş krizleri, bu dönemin önemli olayları arasında yer almış ve sektörde önemli etkiler bırakmıştır. Aynı zamanda Köstence RO-RO seferleri başlamış, bu kez de Romanya ve Macaristan’da tonaj cezaları gündeme gelmiştir. Yugoslavya iç savaşı da bu arada başlamış ve bir ülke yerine kurulan yedi ülke ile bu dönemi kesin olarak sonlandırmıştır.

Üçüncü dönemde önce Karadeniz’de başlayan RO-RO seferleri sonra Akdeniz’de düzenli RO-RO seferleri halini almış, Türk taşımacıları kombine taşımacılık ile yol almaya başlamıştır.

Dönemleri keskin şekilde ayıramayız ama artık dördüncü dönemini yaşayan Türk lojistik endüstrisi; “transportçuluk”tan lojistiğe evrilmiş, kombine taşımacılık döneminden, çevre duyarlılığı daha yüksek olan intermodal taşımacılık dönemine geçmiştir. İntermodal taşımacılığın bütün hünerlerini sergilemekte olan Türk lojistikçileri; karayolu, demiryolu, havayolu, denizyolu, depolama, dağıtım, toplama, liman hizmetleri kadar takip ve yazılım açısından da sıçrama yapmıştır. Henüz bir evreden bahsedemesek de pandemi sonrası e-ticaret lojistiği, dijitalleşme ve yapay zeka kullanımı yeni bir dönemin habercisi gibi duruyor.

Türkiye’nin taşımacılık ve lojistik endüstrisinin, komşular arasındaki bir savaşla hız kazanan büyümesi, yeni bir yakın coğrafya savaşı ile tekrar ve bu kez kökten değişecek gibi duruyor...

Türk lojistikçileri İran’da, Irak’ta, SSCB-BDT ve Rusya’da, Gürcistan’da, Bulgaristan ve Yugoslavya’da adeta mayınları temizledi. Şimdi sırada bir kez daha Körfez var ve yolları açmak, sanki yine yeniden Türk lojistikçilerine kaptan, pilot ve sürücülerine düşecek gibi duruyor. Artık etraf da ‘yaratıcı yıkım’ kapsamında yerle bir olduğuna göre, enerji ve enerji yollarına el koymanın yanında, yeniden inşa ve hayatı sürdürme işleri için de gelecekler olacaktır.

Dilerim, ülke olarak savaşa ve sonrasında da bir yıkımın içine sürüklenmeyelim. Firmalar olarak da bu dönem geçene kadar kendimizi kaybetmeyelim.

İlker ALTUN
[email protected]

Kargohaber Dergisi (Sayı:327)

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON DAKİKA